Atlı Araba Yarışları

Atlı Araba Yarışları

İlk olarak M.Ö. 3000li yıllarda Mezopotamya uygarlıklarında kullanılan arkası açık iki tekerlekli at arabaları, savaşlarda başarı sağlayamamıştı. Hititlerin M.Ö. 2000li yıllarda at arabalarını geliştirmesi ile savaşlarda daha sık kullanılmaya başladı.Hatta tarihin ilk yazılı anlaşması olan Kadeş’te, Hitit ordusunda 3500 at arabalı asker bulunduğu yazılıdır.

Maharetli sürücülerin yeteneklerini sergilemesi sonradan sürat ve kontrole dayalı bir yarışa dönüşmüş, asker kökenli yarışçılar yerlerini bu işin eğitimini alıp bunu meslek haline getiren insanlara bırakmıştı.
Araba yarışları ilk defa M.Ö. 680’de olimpiyat oyunlarında bir kategori olarak kabul edilmiştir.
Hıristiyanlığın yayılması ile birlikte ölümüne yapılan gladyatör oyunlarını yasaklanınca halkın en büyük eğlence kaynağı oldu at yarışları. Romalı yazar Juvenal’e göre bedava dağıtılan ekmekten sonra halkı en çok mutlu eden şey araba yarışlarıdır.

Konstantinopolis halkı da at yarışlarına büyük ilgi gösterirdi. Yarışların yapıldığı Hipodrom, şehir halkı için en büyük eğlence kaynağıydı. Yarışların yapıldığı günler tatil ilan edilir, girişler ücretsiz de olunca halkın katılımı büyük ölçüde sağlanırdı. Yarış aralarında halkı eğlendirmek için dansçılar, drama oyuncuları, akrobatlar birer birer hünerlerini sergilerdi.

Gladyatör dövüşleri kadar şiddet içermese de rakibi sıkıştırmak, duvara çarpmasını sağlamak, yolunu kapatmak gibi saldırgan bir tutum kurallara aykırı olmadığı gibi takdir edilirdi. Justinyen döneminde fair-play namına büyük bir adım atılarak yarışçıların birbirlerine küfür etmeleri yasaklanmış olsa da şike ve arabaların mekaniklerinde gizlice yapılan oynamaların önüne geçebilmişler midir büyük merak konusu. Tabi bunlar gladyatör dövüşlerinin yanında çok masum sayılır.

At yarışları 5. Yüzyılda altın çağını yaşarken birinci gelenlere büyük ödüller veriliyor, kendilerini temsilen hipodromda heykelleri dikiliyordu.

Allianoi antik kentinde bulunan ticari bir anlaşma metninde anlatılana göre, işçi yevmiyesi 25 dinarken, bir köle 25.000 dinara satılırken, eğitimli bir yarış atının 90.000 dinar etmesi, bu dönemde at yarışı çılgınlığını gözler önüne seriyor.

Tabiki at yarışları Konstantinopolis halkı için bu kadar önemliyken siyasi, askeri, dini, veya ekonomik sınıflar arasında gruplaşma kaçınılmazdı. Nitekim saydığım unsurlar farklı takımların bayrakları altında toplanmış, tuttukları takımlar onların alt kimlikleri olmuştu. Bu yazıyı daha fazla uzatmak istemediğimden bu konuyu başka bir yazıda çok daha ayrıntılı bir şekilde ele alacağım.

Yarış günlerinin tatil edildiğini söylemiştik. Roma’da Marcus Aurelius (161-180) döneminde olduğu gibi bir yılın içerisinde 135 günün yarışlar sebebiyle tatil edilmesi çok uç bir örnektir. Yılın 66 tatil gününde, sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde 8 yarış tertip edilirdi. Toplumun sosyal hayatındaki değişiklikler tatil günlerinin de değişmesine neden oluyordu. Mesela Antik dönemde kutlanan Lupercia bayramı, Hıristiyanlık sonrası yerini Paskalya bayramına bırakmış, sezonun ilk yarışları bu tarihe konulmuştu. Yine de kentin kurulduğu gün olan 11 Mayıs ve yeni yılın ilk günü yani 1 Ocak’ta kesinlikle yarış düzenlenirdi.

Bunlardan başka hangi gün yarış yapılacağı ise takımlar arasında yapılan anlaşmalara göre belirlenir, Hipodromda asılan bayraklarla halka duyurulurdu.

İmparator yarışları izlemek için, Kathisma denilen direk olarak sarayla sarmal bir merdivenle bağlı olan özel İmparatorluk Locasını kullanırdı. Kathisma Hipodromun doğu tribünündeydi. Her takım, Hipodromun farklı bir tribününe oturur ve tezahüratlarıyla takımlarına destek olurlardı.

At yarışlarının kurallarına bakacak olursak yarışlar üç farklı klasmanda yapılırdı 17 yaş altı, 17-20 yaş arası ve 20 yaş üzeri.

Saat yönünün tersine yedi tur atılır, son turda Kathisma önünden önde geçen sürücü birinci olurdu. Kazanan şampiyonluk tacının yanında para ödülleri ve hediyelere boğulurdu. Zenginler at yarışlarını karlı bulmuş olacaklar ki, en iyi sürücüleri kendi takımlarına çakabilmek için büyük transfer ücretleri ödemekten çekinmediler.

Günün sonunda ise Diversium denilen son bir yarış yapılır, günün galibi ile ikincisi atlarını değiştirerek mücadele eder, bu yarışta şampiyon yeniden kazanırsa galibiyetini pekiştirirdi.

12. Yüzyılda Latin İstilası sırasında hipodromun yağmalanması ve Konstantinopolis’te kurulan Latin krallığı, araba yarışları geleneğinin sonunu getirmiş ve at yarışları tüm şaşalı ve gürültülü tarihine tezat bir şekilde, sessizce tarih sahnesinden çekilmiştir.
At yarışı uzun ve seçkin bir tarihe sahiptir ve antik çağlardan beri dünya çapında medeniyetlerde uygulanmaktadır. Arkeolojik kayıtlar at yarışlarının Antik Yunanistan , Babil , Suriye ve Mısır’da meydana geldiğini göstermektedir. Ayrıca, tanrı Odin’in ve Norse mitolojisindeki dev Hrungnir’in yarışması gibi, efsane ve efsanenin önemli bir parçasını da oynar.

Daha sonraki zamanlarda, Thoroughbred yarışları, İngiliz toplumunun aristokratları ve kraliyetçileri tarafından popüler hale geldi ve “Krallar Sporu” unvanını kazandı.

Tarihsel olarak, atlılar oyunlarını ve yarışlarını becerilerini geliştirdiler. Binicilik sporları kalabalıklar için eğlence sağladı ve savaşta ihtiyaç duyulan mükemmel biniciliği sağladı. Tüm türlerin at yarışı, sürücüler veya sürücüler arasındaki hazırlıksız müsabakalardan gelişti. Hem at ve hem de biniciden talep ve uzmanlık gerektiren çeşitli rekabet biçimleri, her bir spor için özel cins ve ekipmanların sistematik gelişimine yol açtı. Binicilik sporlarının yüzyıllar boyunca popülaritesi, atların savaşta kullanılmasının durdurulmasından sonra ortadan kaybolacak becerilerin korunmasına yol açmıştır.

 

You May Also Like

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir